|
“Batıl İnanca Sanatçı Bakışı” Buket Öktülmüş “İlklerde Buluşma” Mustafa Göksoy - Özlem Kalkan Erenus Söyleşisi “Black Figures from the Brush of a Humanist Painter” Natali Medina |
|||||
|
Batıl inanca sanatçı bakışı Özlem Kalkan Erenus'un eski korkular temelinde yeni duygulara yer verdiği resimleri Studio Peinture'de sergileniyor BUKET ÖKTÜLMÜŞ İSTANBUL - Özlem Kalkan Erenus genç bir sanatçı. İlk kişisel sergisi Studio Peinture'de açıldı: 'On Üç Buçuk: Eski Korkulardan Yeni Duygulara'... Merakı kışkırtan bir ad bu. Karaderili insanlar var tablolarda; çocuğu, kadını, erkeğiyle. Buysa merakın çoğalarak çeşitlenmesine yol açıyor. Serginin adıyla açılan sohbette, "Eski bir geleneğe gönderme yapıyorum" diyor Erenus. 'On üç buçuk', nazara karşı oluşturulan 'kırk bir buçuk kere maşallah' olumlamasının karşıtı gibi. İnsanların kendinden uzak tutmak istedikleri şeylerle karşılaştıkları zaman söyledikleri bir söz çünkü. Erenus'un, günümüzde pek bilinmeyen ve irkiltici olanı uzak tutma arzusunu söze döken bu kalıbı seçişinin nedeniyse: 'ironi'. Çünkü o, ten rengi kara olduğu için itilip kakılan, uzak olması temenni edilen siyahları resmediyor. Peki neden karaderili insanlar? Çünkü renkleri sanatçının anlatmak istediklerine çok uygun. Çağrışımları da... Ama karaderili adamın doğal, yalın, içten ve doğrudan hali çekiyor onu. Erenus'un pastelle çalıştığı resimlerden dökülen yumuşak ışık, acı yükünü bile hafifletmiş gibi. Resimlerin yaydığı buğu, tatlılık, kırılganlık dikkatimi çekiyor: "Sertlik öylesine baskın ki belki de karşıtı olan ve sevgiyle şefkati kapsayan yumuşaklığa duyduğum özlemin dışavurumudur" diyor. Kâğıt üzerine soft pastelle çalışıyor. Soft pastelin matlığı hoşuna gidiyor. Deseni, renk karışımlarına çok uygun bulduğu pasteli, parmaklarıyla kâğıda yedirirken oluşturuyor. Karaderili adama ilgisi Franco Grignani'nin bir fotoğrafıyla başlamış. "Çok güzel bir zenci başıydı. Erkekti. Bir filtrenin ardından çekilmişti. Önce o fotoğrafı resmetme hayali başladı. Sonra birden resim çıktı. Ardından eşimi andırdığını fark ettim. Bir de karaderili insanların fotoğraflarını topladığımı. Sonra resimler geldi art arda" diyen sanatçının sergisi 7 Haziran'a kadar açık kalacak |
|||||
|
İlklerde Buluşma Mustafa Göksoy – Özlem Kalkan Erenus Söyleşisi - Sevgili Özlem, kişisel dostluğumuz bir yana, İnsancıl sayfalarında bu ilk buluşmamızdan dolayı heyecan duyuyorum. Biraz “ilkler” üzerine konuşalım seninle. Bu yıl ilk kişisel sergini açtın. Benim de ilk şiir kitabım yayınlanıyor. Serginde en çok beğendiğim resmin kitabıma kapak olacak. Ve bu aynı zamanda senin de bir kitap kapağında ilk yer alışın. “İlkler her zaman heyecan vericidir, her zaman güzeldir.” deyip, ilk sorumu sormama izin ver. İşletme mezunu olduğunu biliyorum, nerden çıktı bu resim? - Durup dururken değil, ben işletme okurken de resim benim içimde vardı. Çok daha önceleri de… Yaşamla başa çıkmanın bir yolu olarak görüyorum sanatı, ve dolayısıyla kendi alanım resmi… - Beklediğim yanıttı bu. Bence de sanat bütün kuşatılmışlığımız içinde bir büyük soluklanma. - Aynı soruyu ben de sana yöneltmiş olabilirdim, iktisat mezunu olduğun halde neden şiir? - O zaman “iyi ki sanat” diyerek, ilk kişisel serginin heyecanını İnsancıl okurlarıyla da paylaşalım. - 1995’ten bu yana üç karma sergiye katıldım. Ama haklısın, kişisel bir serginin heyecanı insanın soluğunu kesiyor neredeyse… - Zaten serginin kapanış davetiyesinde de buna değinmişsin. “3 Mayıs – 7 Haziran 1999 arasındaki zamanı bir solukta yaşadım.” diyorsun. Güzel. Sanatta usta – çırak ilişkisine ne dersin? İnanıyor musun? - Buna inanmakla kalmıyorum, son beş yıldır bunu yaşıyorum zaten. Gülseren Kayalı’nın atölyesinde resim yapmaya 1994’te başladım. Usta – çırak ilişkisini bir zincir gibi düşünüyorum. Gülseren Kayalı’nın da Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabri Berkel, Neşet Günal, Devrim Erbil gibi önemli ustaları olmuş. Ben bu zinciri bir ucundan yakaladığımı hissediyorum. Sanki onların da atölyelerini tanımış gibiyim. 1997’den beri Resim Heykel Müzeleri Derneği’nde Bubi ile de çalışıyorum. O da bir başka halka oluşturuyor. Peki, soruyu sana yöneltirsem, şiir de öyle değil mi? - Soruyu da zaten öyle kurmuştum. Usta – çırak ilişkisinin sanatın tümünde geçerli olduğunu düşünüyorum. Elbet ustalarım var. Senin de çok güzel söylediğin gibi, ustalarımın ustaları var. Ama şimdi söz konusu olan sen ve resimlerinsin. Öğrenmenin bir süreklilik olduğunu biliyorsak; serginle birlikte izleyiciden de öğrenme sürecin başladı diyebilir miyiz? - Bir defterim var. Sergi boyunca izleyenler düşüncelerini yansıttılar. Bu düşüncelerin çoğu, yolun başında benim için yol açıcı olacak. Örneğin Metin Erksan’ın yazmış olduğu resim akılla yapılır, senin resimlerinde de var… demesi benim için büyük bir sevinç kaynağıydı. İstanbul’da Türk Dili eğitimi alan Senegalli bir gençten de, bildiğim bir şeyi bir kez daha öğrendim. Sanat’ın birebir görmeye, dokunmaya ihtiyacı yok. Sanat’ta önemli olan hissedebilmek. Senegalli genç benim resimlerimin herbirinin önünde dakikalarca durarak, sen benim köyümün insanlarını ve geleneklerini çizmişsin dediğinde, doğrusu ya hem şaşırdım hem de şaşırmadım. - İlk kişisel sergine “On üç buçuk” adını verdin. Neden? - “On üç buçuk” kendi topraklarımıza ait bir deyim. İnsanlarımız kendinden farklı buldukları insanları kendilerinden uzak tutmak için kullanmışlar. Ben tam tersi kendilerine yaklaştırsınlar istedim. Bu nedenle de unutulmuş bir geleneği, derindeki izleri silebilmek adına bir eğreltileme ile yeniden hatırlattım. Karaderili insanlarla karşılaşıldığında saç çekerek, kendini çimdikleyerek “On üç buçuk” sözcüğüyle onları dışlama çabasındaki bu tavrın, çağdaş diyebiliyorsak, bilinç altımızdaki yerini saptadım. Hiç de çağdaş gelmedi. - Topraklarımızdan yola çıkarak, bu evrenselliğe ulaşman doğru ve güzel. Bir televizyon konuşmanda da dikkatimi çekti, “Halkların kardeşliğine inanıyorum” diyorsun… - Evet, bu inanç bende bütün renkleri kucaklamak isteğine yol açıyor. - Gene de, “Neden zenciler?” sorusuyla çok karşılaştın sanırım. - Evet, hem de hiç ummadığım insanlardan bile geldi bu soru. Ben bir duyarlılığın altını çizmeye çalışıyorum. Resimlerimde zenciler kadar, kızılderililer, çinliler, ruslar, fransızlar ve en önemlisi de kendi halkım var. Bütün iş bir halkta, bütün halkları görebilmek. - Ya ben de “Neden zenciler?” diyecek olursam? - Yapma lütfen… - Şakaydı… Az önceki açıklamaların dışında zencilerin sende farklı bir karşılığı olduğunu biliyorum. İnsancıl okuyucusuyla da paylaşmak istemez misin? - İtalyan fotoğrafçı ve ressam Franco Grignani’nin bir fotoğrafı çok etkilemişti beni. Bir filtrenin ardından çekilmiş bir zenci erkek başıydı bu. O başta ben Ali’yi gördüm, ve resmini yaptım. Yani yaptığım ilk zenci resmi benim eşimdi aslında…Ondan sonra da, çocuğu, yaşlısı, kadın, erkeğiyle diğerleri geldi. - Yani tek halkta bütün halkları görüşün gibi… Ali’de de bütün insanları görüşün. - Söyleşiye “ilkler”den söz ederek girmiştin. Kendimden de yola çıkarak, ilk kitabın “Direnç Yaprakları”nın sendeki karşılığını sezebiliyorum. Soluk soluğa bir heyecan öyle değil mi? - Kapak resmim bir harika! Çok teşekkür ediyorum sevgili Özlem. - Ben de. |
|||||
Black Figures from the Brush of a Humanist Painter |
|||||
|
a a a
|
|||||