Basından Seçmeler

“Batıl İnanca Sanatçı Bakışı” Buket Öktülmüş
(Radikal Gazetesi - 05.05.1999)

“İlklerde Buluşma” Mustafa Göksoy - Özlem Kalkan Erenus Söyleşisi
(İnsancıl Dergisi - Temmuz 1999)

Black Figures from the Brush of a Humanist Painter” Natali Medina
(Turkish Daily News - 09.05.1999)

Batıl inanca sanatçı bakışı

Özlem Kalkan Erenus'un eski korkular temelinde yeni duygulara yer verdiği resimleri Studio Peinture'de sergileniyor

BUKET ÖKTÜLMÜŞ

İSTANBUL - Özlem Kalkan Erenus genç bir sanatçı. İlk kişisel sergisi Studio Peinture'de açıldı: 'On Üç Buçuk: Eski Korkulardan Yeni Duygulara'...

Merakı kışkırtan bir ad bu. Karaderili insanlar var tablolarda; çocuğu, kadını, erkeğiyle. Buysa merakın çoğalarak çeşitlenmesine yol açıyor. Serginin adıyla açılan sohbette, "Eski bir geleneğe gönderme yapıyorum" diyor Erenus. 'On üç buçuk', nazara karşı oluşturulan 'kırk bir buçuk kere maşallah' olumlamasının karşıtı gibi. İnsanların kendinden uzak tutmak istedikleri şeylerle karşılaştıkları zaman söyledikleri bir söz çünkü.

Erenus'un, günümüzde pek bilinmeyen ve irkiltici olanı uzak tutma arzusunu söze döken bu kalıbı seçişinin nedeniyse: 'ironi'. Çünkü o, ten rengi kara olduğu için itilip kakılan, uzak olması temenni edilen siyahları resmediyor. Peki neden karaderili insanlar? Çünkü renkleri sanatçının anlatmak istediklerine çok uygun. Çağrışımları da... Ama karaderili adamın doğal, yalın, içten ve doğrudan hali çekiyor onu. Erenus'un pastelle çalıştığı resimlerden dökülen yumuşak ışık, acı yükünü bile hafifletmiş gibi. Resimlerin yaydığı buğu, tatlılık, kırılganlık dikkatimi çekiyor: "Sertlik öylesine baskın ki belki de karşıtı olan ve sevgiyle şefkati kapsayan yumuşaklığa duyduğum özlemin dışavurumudur" diyor. Kâğıt üzerine soft pastelle çalışıyor. Soft pastelin matlığı hoşuna gidiyor. Deseni, renk karışımlarına çok uygun bulduğu pasteli, parmaklarıyla kâğıda yedirirken oluşturuyor.

Karaderili adama ilgisi Franco Grignani'nin bir fotoğrafıyla başlamış. "Çok güzel bir zenci başıydı. Erkekti. Bir filtrenin ardından çekilmişti. Önce o fotoğrafı resmetme hayali başladı. Sonra birden resim çıktı. Ardından eşimi andırdığını fark ettim. Bir de karaderili insanların fotoğraflarını topladığımı. Sonra resimler geldi art arda" diyen sanatçının sergisi 7 Haziran'a kadar açık kalacak

İlklerde Buluşma

Mustafa Göksoy – Özlem Kalkan Erenus Söyleşisi

 -        Sevgili Özlem, kişisel dostluğumuz bir yana, İnsancıl sayfalarında bu ilk buluşmamızdan dolayı heyecan duyuyorum. Biraz “ilkler” üzerine konuşalım seninle. Bu yıl ilk kişisel sergini açtın. Benim de ilk şiir kitabım yayınlanıyor. Serginde en çok beğendiğim resmin kitabıma kapak olacak. Ve bu aynı zamanda senin de bir kitap kapağında ilk yer alışın. “İlkler her zaman heyecan vericidir, her zaman güzeldir.” deyip, ilk sorumu sormama izin ver. İşletme mezunu olduğunu biliyorum, nerden  çıktı bu resim?

-        Durup dururken değil, ben işletme okurken de resim benim içimde vardı. Çok daha önceleri de… Yaşamla başa çıkmanın bir yolu olarak görüyorum sanatı, ve dolayısıyla kendi alanım resmi…

-        Beklediğim yanıttı bu. Bence de sanat bütün kuşatılmışlığımız içinde bir büyük soluklanma.

-        Aynı soruyu ben de sana yöneltmiş olabilirdim, iktisat mezunu olduğun halde neden şiir?

-        O zaman “iyi ki sanat” diyerek, ilk kişisel serginin heyecanını İnsancıl okurlarıyla da paylaşalım.

-        1995’ten bu yana üç karma sergiye katıldım. Ama haklısın, kişisel bir serginin heyecanı insanın soluğunu kesiyor neredeyse…

-        Zaten serginin kapanış davetiyesinde de buna değinmişsin. “3 Mayıs –      7 Haziran 1999 arasındaki zamanı bir solukta yaşadım.” diyorsun. Güzel. Sanatta usta – çırak ilişkisine ne dersin? İnanıyor musun?

-        Buna inanmakla kalmıyorum, son beş yıldır bunu yaşıyorum zaten. Gülseren Kayalı’nın atölyesinde resim yapmaya 1994’te başladım. Usta – çırak ilişkisini bir zincir gibi düşünüyorum. Gülseren Kayalı’nın da Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabri Berkel, Neşet Günal, Devrim Erbil gibi önemli ustaları olmuş. Ben bu zinciri bir ucundan yakaladığımı hissediyorum. Sanki onların da atölyelerini tanımış gibiyim. 1997’den beri Resim Heykel Müzeleri Derneği’nde Bubi ile de çalışıyorum. O da bir başka halka oluşturuyor. Peki, soruyu sana yöneltirsem, şiir de öyle değil mi?

-        Soruyu da zaten öyle kurmuştum. Usta – çırak ilişkisinin sanatın tümünde geçerli olduğunu düşünüyorum. Elbet ustalarım var. Senin de çok güzel söylediğin gibi, ustalarımın ustaları var. Ama şimdi söz konusu olan sen ve resimlerinsin. Öğrenmenin bir süreklilik olduğunu biliyorsak; serginle birlikte izleyiciden de öğrenme sürecin başladı diyebilir miyiz?

-        Bir defterim var. Sergi boyunca izleyenler düşüncelerini yansıttılar. Bu düşüncelerin çoğu, yolun başında benim için yol açıcı olacak. Örneğin Metin Erksan’ın yazmış olduğu resim akılla yapılır, senin resimlerinde de var… demesi benim için büyük bir sevinç kaynağıydı. İstanbul’da Türk Dili eğitimi alan Senegalli bir gençten de, bildiğim bir şeyi bir kez daha öğrendim. Sanat’ın birebir görmeye, dokunmaya ihtiyacı yok. Sanat’ta önemli olan hissedebilmek. Senegalli genç benim resimlerimin herbirinin önünde dakikalarca durarak, sen benim köyümün insanlarını ve geleneklerini çizmişsin dediğinde, doğrusu ya hem şaşırdım hem de şaşırmadım.

-        İlk kişisel sergine “On üç buçuk” adını verdin. Neden?

-        “On üç buçuk” kendi topraklarımıza ait bir deyim. İnsanlarımız kendinden farklı buldukları insanları kendilerinden uzak tutmak için kullanmışlar. Ben tam tersi kendilerine yaklaştırsınlar istedim. Bu nedenle de unutulmuş bir geleneği, derindeki izleri silebilmek adına bir eğreltileme ile yeniden hatırlattım. Karaderili insanlarla karşılaşıldığında saç çekerek, kendini çimdikleyerek “On üç buçuk” sözcüğüyle onları dışlama çabasındaki bu tavrın, çağdaş diyebiliyorsak, bilinç altımızdaki yerini saptadım. Hiç de çağdaş gelmedi.

-        Topraklarımızdan yola çıkarak, bu evrenselliğe ulaşman doğru ve güzel. Bir televizyon konuşmanda da dikkatimi çekti, “Halkların kardeşliğine inanıyorum” diyorsun…

-        Evet, bu inanç bende bütün renkleri kucaklamak isteğine yol açıyor.

-        Gene de, “Neden zenciler?” sorusuyla çok karşılaştın sanırım.

-        Evet, hem de hiç ummadığım insanlardan bile geldi bu soru. Ben bir duyarlılığın altını çizmeye çalışıyorum. Resimlerimde zenciler kadar, kızılderililer, çinliler, ruslar, fransızlar ve en önemlisi de kendi halkım var. Bütün iş bir halkta, bütün halkları görebilmek.

-        Ya ben de “Neden zenciler?” diyecek olursam?

-        Yapma lütfen…

-        Şakaydı… Az önceki açıklamaların dışında zencilerin sende farklı bir karşılığı olduğunu biliyorum. İnsancıl okuyucusuyla da paylaşmak istemez misin?

-        İtalyan fotoğrafçı ve ressam Franco Grignani’nin bir fotoğrafı çok etkilemişti beni. Bir filtrenin ardından çekilmiş bir zenci erkek başıydı bu. O başta ben Ali’yi gördüm, ve resmini yaptım. Yani yaptığım ilk zenci resmi benim eşimdi aslında…Ondan sonra da, çocuğu, yaşlısı, kadın, erkeğiyle diğerleri geldi.

-        Yani tek halkta bütün halkları görüşün gibi… Ali’de de bütün insanları görüşün.

-        Söyleşiye “ilkler”den söz ederek girmiştin. Kendimden de yola çıkarak, ilk kitabın “Direnç Yaprakları”nın sendeki karşılığını sezebiliyorum. Soluk soluğa bir heyecan öyle değil mi?

-        Kapak resmim bir harika! Çok teşekkür ediyorum sevgili Özlem.

-        Ben de.

Black Figures from the Brush of a Humanist Painter

28-year-old painter Ozlem Kalkan Erenus plunges into the complicated world of human emotions, explores the depths and emerges with something pure and beautiful

NATALI MEDINA Istanbul - Turkish Daily NewsOzlem Kalkan Erenus has opened her first solo exhibition, entitled "Onucbucuk" (13-and-a-half) at the StudioPeintureArtGallery in Tesvikiye. Whether you are looking at the painting of a woman in agony, little children joyfully receiving candy from a group of soldiers, an expectant person with eyes lifted upward or the portrait of a forlorn young man, you are promised a strong emotional impact by every one of the paintings. One could expect the intensity of feelings to lead to the fragmentation of the work, but such is not the case, for Erenus' work is brought together by a deep humanism.

For the most part, Erenus paints blacks -- women, children, men. She says she didn't expressly choose the theme; rather, her feelings led her that way. She was influenced by a photograph of Franco Grignani representing a man's head, which seemed to appear behind a filter, and wanted to bring him to life through her painting. Inspired by her husband's face, she came up with the portrait of a young, agonizing man, which stands close to the entrance of the gallery. For the most part, Erenus' work is on old photographs and postcards of black people that she found at home, rather than real-life encounters.

Erenus appears to have an elective affinity with black people. And why is this so? "I like the way they are natural," she says. "They are straightforward and sincere. ... They are unadorned. And they have been exploited. ..." She wants to underline the suffering of the blacks and sharpen her viewers' sensibilities.

Erenus does not seek to tell a specific story about blacks. Rather, the experience of blacks creates certain associations for her which have to do with their simplicity, directness and suffering. "You feel that a black person looks straight into your eyes," she says. The color brown also has a special appeal for her, just like black and the earth colors. Color is a potent medium of expression for this artist.

Erenus has been painting for five years, but her interest in this art goes further back. Apparently, she already let her mother know, "[I] will be a painter," when she was a child. Her parents are economists -- she herself works with them, since it is nearly impossible for a Turkish artist to make ends meet without side occupations -- who have a flair for painting, as attested by charcoal works Erenus discovered in their home.

Erenus studied business administration at IstanbulUniversity and briefly at the Middle Eastern Technical University (METU). But painting was always on her mind, so she decided to take a course in that field. Most of her peers were preparing to go on to study at an art academy, while Erenus felt differently; she wanted to paint rather then study painting. So her teachers suggested that she work at an art gallery under the guidance of a teacher.

In 1994, Erenus started working at Studio Peinture with Gulseren Kayali, where painting became a full-time occupation for her, and since 1997, she has also attended Bubi's atelier at the Foundation of Painting and SculptureMuseums. "I learned to paint through practice rather than study," she says.

Her favorite painters are Frieda Kahlo, Paul Gaugin and Marc Chagall. What Erenus likes about Kahlo is her "brokenness." Kahlo was left a cripple after an accident at age 18 and was tied to a wheelchair. She painted mostly self-portraits, which was the genre most accessible to her, by observing her reflection in a mirror affixed to the ceiling. As to other painters, she is attracted to Gaugin partly -- but not mainly -- because he paints Africa, and she likes Chagall since "he paints his dreams.

"The realm of the subconscious and superstition attract Erenus. The present exhibition is called "Onucbucuk" after a term that is used by Turks to keep away ill omens, and more specifically, blacks. Evidently, this superstition and the attitude behind it is unwholesome to the artist. "Let's not keep away those who are different," she says emphatically. (As an aside, I was told by my mother that the Greeks of Istanbul believed an encounter with a black to be auspicious, one which was greeted with "13-and-a-half" followed by a wish. Perhaps the figure of the black gave rise to different interpretations at different times and places.) "What I would like to bring forth is our shared sensibilities and feelings," she concludes.

Erenus' goal is to heighten the sensitivity of her viewers. She would like her work to express human emotions, be they anticipation, joy, despair or sorrow, clearly and powerfully so that the viewer recalls through association his/her experiences which elicited similar feelings. Her work forms a bridge to the dramatic moments in the viewer's life and the emotions they evoked. In this context, she mentions one of her paintings in which she had depicted raindrops which looked like teardrops. Certain visitors at the gallery were so influenced that they touched the painting as though they wanted to be transposed to that universe. While Erenus first got nervous thinking that the painting could be damaged, she later saw in this response an effort at empathy, and from that perspective, she liked it.

And Erenus is excited to have her first solo exhibition. To her it means: "I am here. I did these. I want to share." The exhibition will continue until June 7 at Studio Peinture, Ahmet Fetgari Sok. (formerly Kalipci Sok.) No: 148/1

a

a

a